2016 yılının Kıbrıslı Türkler için sıcak ve hareketli bir yıl olacağını Ocak ayının ilk haftalarında yaşanan siyasal gelişmeler ışığında ön görebiliriz… Hâli hazırda devam etmekte olan ‘su’ krizi, yeni ekonomik protokol ile tekrar gündeme gelecek olan özelleştirmeler, bitmek bilmeyen Kıbrıs meselesi, kamu sektörürünün liberalizasyon – itibarsızlaştırma süreci, özel sektör emekçilerinin güvencesiz ve sendikasız hayat koşulları, AKP’nin sunni islam içerikli asimilasyon politikaları…

Aslında tüm bu toplumsal meselelerin özünü Kıbrıslı Türklerin bu coğrafyadaki söz, yetki ve iktidar sorunsalı oluşturmaktadır. Ocak ortasında yaşananlar, önümüzdeki dönemin Ankara ile gerilimlerin de artacağı bir süreç olacağının sinyalini verdi.

Öte yandan, daha önce bu sayfalardan eleştirel analizini yapmaya çalıştığımız Kudret Özersay ve hareketinin, yılın ilk haftalarında partileşme sürecini tamamlayarak ‘Halkın Partisi’ni deklere etmeleri, özellikle geleneksel siyasete güveni kalmayan geniş kesimlerde olumlu yankı buldu, sahiplenildi. Halkın Partisi’nin kurulması Yeni Sağ siyasetin kurumsallaşması yönünde önemli bir adımı teşkil ederken, merkez siyasal aktörlerin taşlarını yerinden oynatacağının da habercisi oldu. Açıktır ki Halkın Partisi, siyasetteki güç ilişkilerini derinden sarsacak ve yeniden yapılandıracaktır. Bugün merkez partilerdeki panik havası da, güç ilişkilerinin yeniden şekillenme sürecindeki CTP ve UBP gibi aktörlerin irtifa kaybını açığa vurmaktadır.

Yeni Sağ oluşum Halkın Partisi, beğensek de beğenmesek de yeni bir siyasal kültür, siyaset yapma tarzı ve yeni bir dil oluşturma noktasında başarılı oldu. Bu kültür, siyaset ve dilin niteliğine dair pek çok eleştiri yapılabilir, yapıldı da! Fakat bu, Halkın Partisi’nin toplumsal bir karşılığı ve gittikçe yükselen bir meşruluğu olduğu gerçeğini değiştirmez. (Bu noktada ‘Kudret Özersay’ın önlenebilir tırmanışı’ isimli yazıda kaleme aldığım görüşlerin arkasında durmaya devam ediyorum. Burada bunları tekrar etmeye gerek yok)

Yeni ve başka bir dile, egemen siyasetin karşısında yeni ve başka bir alternatif siyasal kültüre en çok da soldan ihtiyaç duyulan bir ortamda, solun bunu yaratmadaki başarısızlığı açık bir şekilde sağ siyasete yaramıştır. Artık üzerinde durulması gereken mevzu, toplumsal eşitsizlikler, adaletsizlikler, yozlaşma ve Kıbrıslı Türkler’in kendi kendini yönetememe krizi içerisinde, ‘sol neden siyasal boşluğu doldurmaya yönelik inandırıcı bir alternatif üretemedi?’ sorusu olmalıdır.

Buna çeşitli cevaplar verilebilir. Fakat temel hatları ile bugüne kadar pek tartışılmayan, tartışılmaktan kaçınılan ‘duvarlara’ değinmekte fayda var. Yerimiz kısıtlı bundan dolayı meseleye doğrudan giriş yapalım.

SOLUN UFUKSUZLUK DUVARI!

Geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz Fransız filozof ve 20.yy marksizminin önemli isimlerinden Daniel Bensaid, 1990’larla birlikte sola damgasını vuran genel eğilimin beklenti ufkunun daralması, solun ütopyasızlaşması olduğunu yazar.(i)

Her ne kadar neoliberalizme karşı direnişler ve Latin Amerika deneyimleri, Avrupa’da radikal sol yükselişler ve yeni toplumsal hareketler, başka bir dünya tahayyülüne besleyici katkılar yaptıysa da hâlâ Bensaid’in bahsettiği beklenti ufkunun daralması aşılmış değil

Solun ufuksuzluk duvarından kastımız, ufkunu var olan sistemin sınırlarıyla bir tutması, onu aşmaya ve dönüştürmeye yönelik ütopyasını, statükonun bürokratik mekanizmaları içinde katletmesidir. Bensaid, “ütopya ya büyüsü bozulmuş bürokratik rasyonalite içerisinde söner, ya da somut siyasal özgürleşme içinde kendini aşar (gerçekleştirir)…” diye yazar.(ii)

İster merkez ister radikal olsun, geleneksel olarak Kıbrıs’ın kuzeyindeki solun da akıbeti bu zeminde şekillenmiştir. Bugün CTP’nin Kıbrıslı Türklerin toplumsal mücadelelerine verdiği en büyük zarar, kurucu ve dönüştürücü ütopyayı, mücadeleden çekip koparmak, onu ve dolayısıyla onu gerçekleştirecek iradeyi, ‘büyüsü bozulmuş bürokratik rasyonalite içerisinde söndürmek’ olmuştur. Bu zemin CTP’yi merkez soldan, neoliberalizm ile uyumlu hale getirebilecek kadar liberal bir çizgiye savurmuştur.

Radikal sol ise siyasal boşluğu dolduracak çoğulcu ve demokratik; katılımcı ve anti-kapitalist birleşik bir sol muhalefetin araçlarını oluşturma noktasında eksik kaldı veya inandırıcı olamadı.

Kıbrıs’ın kuzeyinde değişen siyasal güç dengeleri içerisinde soldan bir alternatifin oluşması solun ufkunu genişletme kapasitesiyle de bağlantılı olacaktır. Sistemin sınırları içerisinde sıkışıp kalmak ve bu zeminde bir mücadele perspektifi yaratmak, beklenti ufkunu daha daraltacak ve solu ihtiyaç duyduğu ütopyadan daha da uzaklaştıracaktır.

Solun ufkunu genişletmesi, mücadelesini statükoyu parçalayacak ve toplumsal özgürleşme eylemini alternatif bir düzenin inşası doğrultusunda kurmasıyla gerçekleşebilir. Bunun için de önce sol bir ütopyaya ihtiyaç vardır. Bu kuşkusuz sol içerisindeki alışkanlıkların değişmesi, küçük dar grupçuluk anlayışından uzaklaşmayı ve farklı ama soldan renkleri kapsayacak çoğulcu sol bir kültüre açık olmayı ve bunun araçlarını yaratmayı gerektirir. Portekiz solunun son yıllardaki başarısı da solun içindeki bu dönüşümün eseridir. Bugün –radikal- solda alternatif yaratma gailesinde olanlar, Portekiz’deki Sol Blok deneyimini iyice inceleyip, pratikte karşılığını yaratmalıdırlar.(iii) Aksi durum dar alanda kısa paslaşmalardan öteye geçemeyecektir.

SOLUN CTP DUVARI!

Bu ülkede sol denildiğinde akla ilk gelen siyasal oluşum ve hareket CTP oldu. Kendisinin sol olduğunu iddia eden en büyük oluşum ve hareket de CTP olmuştur. Bu algıdan dolayı pek çok kavram, değer ve pratik de CTP’nin yarattığı sol anlayış üzerinden değerlendirildi. Kendisini özellikle son 15 yıllık zaman diliminde Kıbrıs Sorunu merkezinde var eden CTP, sol kavramının Kıbrıs öznelindeki mutasyonunun da öncüsü oldu.  Öyle ki solculuk sınıfsal ve enternasyonalist bakış açısından koparılarak; sivil toplumcu bir kimlik siyasetine, barış, çözüm, federalizm, birleşik Kıbrıs istemeye indirgendi.

Sınıfsal bir kaygısı olmayan, fakat çözüm isteyen; kapitalizmle bir derdi olmayan fakat toplumsal eşitsizliklerin giderilmesi için mücadele ettiğini savunan; ‘emek en yüce değerdir’ sloganını nostaljik bir unsur olarak kullanan fakat sermaye ile içli dışlı olan; adalet ve eşitlikten bahseden fakat neoliberal politikaları hayata geçirmekte pek de bir sıkıntı yaşamayan CTP, son 20 yılda ‘sol olmayan bir sol’ olduğunu ispatlamaktan başka bir şey yapmadı.

Geleneksel kanı, solun CTP ekseninde gelişeceği veya büyüyeceğidir. Bu artık hiçbir inandırıcılığı olmayan bir yalandır! CTP bugün solun gelişmesinin ve büyümesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Çözüm mücadelesi anlamında CTP’nin rolünü yadsımak, acımasızlık olur; fakat emekten yana, neoliberal politikalarla toptan bir derdi olan, sistemi dönüştürebilen ve toplumsal eşitlik, adalet ve özgürlük ilkelerine dayanan yeni bir toplumsal düzeninin kurucu unsuru olarak CTP’yi hala ciddiye almak, en basit tabirle abesle iştigaldir.

CTP, 1990’dan sonra dünyadaki tüm merkez sol partilerin izlediği hattan farklı bir hat izlemedi. Neoliberal iklimin etkisine teslim olmuş diğer partiler gibi CTP de siyasal politik evrimini merkez soldan, solu gittikçe kaybolan merkeze doğru sürdü.

Bugün iyi niyetli bir şekilde CTP’yi ‘düzeltmeye’ veya ‘solculaştırmaya’ çalışan kişiler de aslında boşa kürek çekmekten ve soldaki boşluğun büyümesine katkı sunmaktan başka bir şey yapmamaktadır. CTP’yi dönüştürmeye çabalayan birine Birikim Özgür ismini söylediğinizde, o kişinin suratında beliren ekşi ifade bile CTP’nin dönüştürülemeyeceğinin göstergesi, o uzlaşmaz çelişkinin en net ifadesidir.

Hâlbuki mesele sadece Birim Özgür gibi hırçın neoliberallerin olup olmaması değildir. Mesele 1990’larla birlikte CTP’nin ideolojik, politik ve kültürel evriminin geldiği noktanın en parlak ve samimi ifadesinin Birikim Özgür’de vücut bulmasıdır. Birikim Özgür’ün olup olmaması, CTP’nin neoliberalizmle ve dolayısıyla kapitalizmle bir derdinin olmadığı gerçeğini değiştirmez. Dolayısıyla CTP’yi ‘dönüştürmeye’ çalışanların yüzünde beliren o ekşi ifade, aslında Birikim Özgür’e yönelik değil, CTP’ye yönelik bir ifadedir.

CTP tarihsel olarak olması gereken yerde. Fakat CTP içerisindeki ‘dönüştürücüler’ tarihsel olarak olması gereken yerde mi yoksa yanlış bir yerde mi?  Bugün ‘Yeni Sol’ diye ortaya çıkan ve CTP içerisinde entrizm yapan kesimlerin CTP’nin tüm sağ pratiklerine rağmen hala orada olmaları, ya nostaljik duyguların etkisinden kopamama ile, ya da CTP’nin bütünselliği açısından sol boşluğunu doldurma misyonunu yerine getirme görevi ile açıklanabilir. Fakat her iki koşulda da sonuç değişmeyecektir! Sonucu ve pratiği değiştirmek isteyenler, dönüşümü CTP içinde değil, CTP dışında yaratırlar!

Latin Amerika’nın pek çok ülkesinde, Avrupa’da özellikle de Yunanistan ve İspanya’da radikal sol, merkez partilerin dışında sol alternatifler üretmeyi başardılar. Bu başarılar yeni başarılara evrilebilecek mi, göreceğiz…

Sol bugün hala CTP duvarını aşamadığı için, soldan inandırıcı bir alternatif üretme noktasında başarısız oldu. Bunun iki nedeni var. CTP karşıtlığı üzerinden, onunla uğraşarak büyümeye çalışmak ve ikincisi CTP’yi içeriden dönüştürmeye çalışarak. Her iki yolun da hala olumlu ve kurucu bir karşılığı olduğunu varsaymak, politik körlüğün göstergesi olur.

Toplumdaki siyasal boşluğu ve siyasete sol kimliğini vermek gailesinde olan sol kesimler, CTP duvarını aşmadan yeni bir alternatif yaratma mücadelesinde ne kadar başarılı olunacağı tartışmalıdır.

Sonuç

Genellikle yazıların sonuç kısımları, kesin yargı ve cevaplarla bitirilir. Bunu değiştirelim ve şöyle bir soru soralım; değişen güç dengeleri içerisinde sol, anti-kapitalist bir zeminde çoğulcu, özgürlükçü, katılımcı ve demokratik bir alternatif, birleşik sol bir muhalefet yaratabilmede başarılı olabilecek mi? Solun ihtiyacı olan yeni bir dil, yeni bir kültür ve yeni bir siyaset bu topraklarda yeşerip büyüyebilecek mi? Yoksa herkes kendi büyük çaresizliğinde, saydam mutluluklarla mı yetinecek? Sol kendi duvarını aşabilecek mi?

 

—————————————————————-
(i)Köstebek ve Lokomotif, Tarih, Devrim ve Strateji üzerine denemeler – Daniel Bensaid, Yazın Yayıncılık.

(ii)age, sayfa: 113.

(iii) Portekiz’de 1999 yılında Dördüncü Enternasyonal Seksiyonu PSR, Maoist kökenli UDP ve avrokomünist Politika XXI’ın oluşturduğu Sol Blok, zaman içerisinde eski kimliklerin gittikçe aşıldığı örnek bir oluşum haline geldi. Son seçimlerde %10’luk bir seçim başarısı kazanarak, parlamentoda 19 sandalye elde etti.

 

Hasan Yıkıcı – Gaile, 17 Ocak 2016

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s