Ülkemizde ekoloji temalı bir gazetenin çıkması, gerek bu alandaki yazılı ve kurumsal boşluğu doldurması gerekse de ekoloji-çevre hareketinin gündemini belirleme, tartışma ve alternatifler geliştirme noktasında anlamlı bir yeri dolduracaktır. En önemlisi böyle bir yayım ekoloji meseleleriyle ilgili sorunların, fikirlerin ve çözüm alternatiflerinin toplumsallaşmasına katkı sağlayabildiği ölçüde başarılı da olacaktır.

 

Sevgili Hasan Sarpten ‘Yeşil Bakış’ isimli bir gazete yayımlayacaklarını söyleyip katkı koyma teklifinde bulunduğunda, çok fazla düşünmeden kabul ettim. Çünkü uzunca bir süredir ekolojik sorunların hem gezegenimizin hem de ülkemizin en temel sorunlarından biri haline dönüştüğünü düşünmekteyim. Bugünün ve geleceğin sorumluluğunu sırtlanmak biraz da bu alanda yapılacak çalışmalara, atılacak adımlara ve verilecek mücadelelere katkı koymaktan geçmektedir. Umarım ‘Yeşil Bakış’ gazetesi de bu yönde ufuk açıcı ve ekoloji hareketinin potansiyelini geliştirici yayımlarla yeni bir soluk olur.

*

 

Uzunca bir süredir ekolojik krizden bahsediliyor. Bunun en bilindik göstergesi ise küresel ısınma veya bir diğer adıyla iklim değişikliğidir. Bunun yanında gıda ve su krizlerini, tarımsal alanların gittikçe yok olmasını, çölleşmeleri, kentsel yapılaşmalarla birlikte kentsel kirlenmeleri, deniz ve okyanuslardaki bio-çeşitliliğin azalmasını, ormanların yok edilmesini, artık sık sık rastlanan aşırı iklim olaylarını vs sayabiliriz. Kısacası gezegenimizin yaşanamaz ve yaşayamaz bir duruma sürüklenmesine ekolojik kriz diyoruz; buna ‘gezegensel kriz’ de diyebiliriz. Tüm bunların ekolojik kriz veya gezegensel kriz olarak tanımlanması, yaşananların bir birinden bağımsız sıradan ‘çevre’ olayları değil, gezegenin ve insanlığın geleceğini belirleyen birbiriyle bağlantılı olaylar olmasından kaynaklıdır. Kısacası uzunca bir süredir gezegenimiz, yaşadığımız ve yok ettiğimiz ekosistemimiz alarm vermektedir. Ekolojik kriz sadece deniz altında yaşayan hayvanların, kutup ayılarının ya da arıların türünü tehdit etmemektedir, bu kriz aynı zamanda insanlığı ama özellikle doğada kurduğumuz uyumsuz üretim ve tüketim ilişkilerini, yaşantılarımızı ve geleceğimizi de tehdit etmektedir.

 

Tam da bundan dolayı artık hem etik ve düşünsel, hem ekolojik hem de politik olarak taraf olmaktan çekinmeyeceğimiz yeni bir siyaset ve düzen inşa edilmesi gerekmektedir. Gelecekte var olup olmayacağımız veya daha hafifletilmiş bir versiyonuyla gelecekte nasıl varolup olamayacağımız şimdi bugünden kuracağımız etik-düşüncel ve politik bir dönüşüme ne kadar açık olup olmadığımız, bu değerlerle örülmüş yeni bir toplumsal yaşamı ve düzeni inşa edip edemeyeceğimizle de ilintilidir.

 

İşte bu zeminden hareketle cevaplarını kovalamamız gereken pek çok soru ortaya çıkar. Duyarlı ve ‘yeşil’ hayatlar sürmek ekolojik krizi giderir mi?, İnsan ile doğa arasındaki ilişki nasıl bir ilişkidir?, Bu ilişki biçimini değiştirmeden sistemi değiştirebilir miyiz veya sistemi değiştirmeden bu ilişki biçimini değiştirebilir miyiz?, Sistemi değiştirmeden ekolojik krizle mücadele edebilir miyiz?, Önüne ‘Yeşil’ sıfatı yapıştırılmış tüketim araçları ile ekoloji sorunlarıyla ne ölçüde baş edebiliriz?, Oldukça popüler olan yeşil teknolojiler, eko köyler ve organik gıdalar aslında hangi ihtiyaçlara cevap vermekte, neyin ‘sürdürülebilirliğine’ katkı sunmakta?, Gerçekte sürdürülebilirlik nedir?, Ekolojik bir kavram olan ‘kendine yeterlilik’ neden kullanılmamaktadır?, Kendine yeterlilik mi yoksa sürdürülebilirlik mi? İnsanın doğa üzerindeki tahakküm ilişkilerini dönüştürmeyi hedeflemeyen bir ekoloji mücadelesi başarılı olabilir mi?, Doğayı sadece bir tüketim ve sömürü aracı olarak gören ve o şekilde yaklaşan kapitalist sistemi değiştirmeyi önüne koymayan bir mücadele ne ölçüde başarılı olur?, Bireysel yaşantılarımızdaki tercihlerimiz ekolojik bir etik ile uyum içinde olmadığı sürece ekoloji mücadelesinde ne ölçüde samimiyiz?, Neden ekolojik bir toplum inşa etmek zorundayız ve bunu nasıl gerçekleştirebiliriz?, Ekolojik bir toplumun araçları ve kurumları neler olmalıdır?, Şu anki üretim ve tüketim ilişkileri ekolojiye nasıl etki ediyor?, Üretim ve tüketim ilişkileri nasıl olmalı?, Ekoloji sorunlarının çözümü hükümet değişiklikleriyle veya kısmı reformlarla mı yoksa kökten ve yapısal dönüşümlerle mi mümkün olur?, Ekolojik bir yaşam mümkün mü? Nasıl?…

 

*

 

Ve daha bir yığın sorunun cevabını bu satırlarda arayacağız. Bugün artık ekoloji dediğimizde sadece ekolojiden bahsetmiyoruz. Onu çevreleyen bireysel ve toplumsal, üretim ve tüketim ilişkilerini görmezden gelen bir çevrecilik veya ekoloji anlayışı ne bireyi, ne toplumu, ne de sistemi dönüştürme potansiyeline nail olamaz. Doğaya ve ekolojik krize yaklaşırken, buna, insanın insan üzerindeki, bir sınıfın bir diğer sınıf üzerindeki, erkeğin kadın, heteroseksüellerin LGBTİ bireyler üzerindeki, bir etnik grubun bir başka etnik grup üzerindeki tahakkümünün bir uzantısı olarak yaklaşmak en gerçekçi yaklaşım olacaktır. Dolayısıyla bu sayfalarda kendimize doğa, düşünce ve siyaset yani üç ekoloji bağlamında bir yol aramaya çalışacağız.

 

Bu yazı ilk olarak Yeşil Bakış gazetesinin ilk sayısında, 11.09.2017 tarihinde yayınlandı. 

 

 

 

 

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s